ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı Ümit Önal, 'Algoritmalara devredilen faaliyetlerin artması ve yapay zeka uygulamalarının hızla hayatımıza girmesiyle insanlık adına aydınlığın daha parlak ancak karanlığın da daha zifiri olduğu bir döneme girilmiştir.' dedi.
Önal, İletişim Başkanlığı Konferans Salonu'nda düzenlenen 'Sosyal Medyada Sorumluluk, Özgürlük ve Güvenlik Paneli'ne katıldı.
Burada konuşan Önal, kablosuz iletişim teknolojilerinde her 10 yılda yaşanan büyük sıçramaların birçok yenilikçi teknolojinin ortaya çıkmasını tetiklediğini, ekonomiler ve toplumlar üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirtti.
Önal, 2020'li yılların anahtar kavramlarının yapay zeka, sosyal medya ve siber güvenlik olduğuna dikkati çekerek, insanların artık sanal ortamın doğrudan aktif parçasına dönüştüğünü vurguladı.
İnsan doğasındaki aşırılıkların teknolojik imkanlarla birleştiğinde tehditlerin ürkütücü boyuta ulaşacağını kaydeden Önal, bu tehditlerin önemli bölümünün insanı hedef alan sosyal mühendislik saldırılarından oluştuğunu söyledi.
- 'Birçok veri toplanıp işleniyor'
Önal, bilişim sistemlerinin saldırganlara geniş imkanlar sunduğunu, bu durumun bireylerin yanında kurumları ve devletleri de hedef haline getirdiğini ifade etti.
Birçok verinin farklı aktörlerce toplanıp işlendiğini anlatan Önal, benzer şekilde işletmelerin tedarik, üretim ve pazarlama süreçleri, iklim değişikliği, çevre kirliliği, toprak ve su kaynaklarının kalitesi gibi konularda da çok geniş ölçekli verilerin dijital ortamda üretilip saklandığını dile getirdi.
Önal, şöyle devam etti:
'Diğer bir ifadeyle, ekonomik ve sosyal yaşamın hemen her alanında ve her sürecinde devasa ölçekte dijital verinin farklı aktörlerce oluşturulup işlendiği sofistike bir ekosistem içinde yaşıyoruz. Halihazırda toplanan davranış verilerine, duyularla üretilmiş en hassas veriler de eklenmiş olacak. Üstelik karakterimizi belirleyen duyularımızı kendi ellerimizle yine biz teslim etmiş olacağız. Toplanan her bir bilgi parçacığı bireyleri ve toplumları yönlendirme gücüne sahip. Yaşamlarımız, gizli verilerimiz, diğer insanlarla olan özel ilişkilerimiz tabii bunların üzerinde daha önce olmadığı kadar büyük bir kontrolün var olduğunu unutmayalım.'
Dijital mecralardaki en önemli siber tehdidin gizlilik ve mahremiyet olacağını aktaran Önal, 'Algoritmalara devredilen faaliyetlerin artması ve yapay zeka uygulamalarının hızla hayatımıza girmesiyle insanlık adına aydınlığın daha parlak ancak karanlığın da daha zifiri olduğu bir döneme girilmiştir.' diye konuştu.
- 'Deepfake destekli saldırılar tırmanışta'
Önal, deepfake destekli sosyal mühendislik saldırılarının tırmanışta olduğunu, gerçeğinden ayırt edilemeyen ses ve görüntülerin gelecek dönemlerde de ciddi toplumsal sorunlara yol açabileceğini ifade etti.
Yapay zeka ile stratejik etkiye sahip kişiler adına üretilen sahte video ve ses kayıtlarının kişinin itibarsızlaştırılmasına, toplumun yanıltıcı bilgilendirilmesine ve diplomatik krizlere neden olabildiğinin altını çizen Önal, şunları dile getirdi:
'İnsanlar gitmedikleri yerlere gitmiş gibi söylemedikleri şeyleri söylemiş gibi gösterebilmekte. Bununla birlikte gerçek bir videonun sahte olduğunun iddia edilmesine de zemin hazırlamakta. Bu nedenle deepfake, sosyal medya ile birlikte düşünüldüğünde toplumda büyük tepkilere ve şiddete yol açma potansiyeline sahip yeni bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Zira sahte haberler, özellikle savaş, yangın, deprem veya protestolar gibi durumlarda, toplumun hassas olduğu konularda öfkeye neden olabiliyor.
Bir yönüyle eğitim, sanat, eğlence gibi çeşitli alanlarda faydalar sağlayabilecek olan deepfake, diğer yönden sömürü, sabotaj, seçimlerin manipülasyonu, kurumlara olan güveni aşındırma, sosyal bölünmeleri şiddetlendirme, ulusal güvenliği tehdit altına sokma, gerçeği inkar etme ve haberciliği zayıflatmak için de kullanılabilir. İletişimlerimizde ve dijital mecralarda artık maalesef sıfır güven prensibine doğru hızla ilerliyoruz. Belki de artık telefon görüşmelerimize cevabını sadece gerçek muhatabımızın bildiği bir güvenlik sorusuyla başlamak zorunda kalabiliriz. Bununla birlikte deepfake'i deeptruth'a çevirmek de yine yapay zekayla mümkün. Dolayısıyla yapay zeka hem tehdit hem hedef hem de çözüm olabiliyor.'
- 'Yanıltıcı haberlerin yayılma hızı doğru içeriğe göre çok yüksek'
Önal, sosyal medya platformlarında yalan ve yanıltıcı haberlerin yayılma hızının doğru içeriğe göre çok yüksek olduğunu belirtti.
Sosyal medyada yapay zeka kullanımının sadece bireysel değil, doğrudan ulusalları tehdit eden bir düzeye geldiğini söyleyen Önal, bu sebeple yapay zeka teknolojisiyle doğan risklerin, insanları ve toplumları koruyacak şekilde kamu yararı doğrultusunda yönetilmesinin önemli olduğuna işaret etti.
Önal, 'Sosyal medya platformları, bireylere ifade özgürlüğü için benzeri görülmemiş imkanlar sunmuştur. Ancak aynı mecralar, dezenformasyon, nefret söylemi, dijital zorbalık, çocukların korunması, terör propagandası ve yabancı müdahaleler gibi ciddi riskleri de beraberinde getirmiştir.' ifadelerini kullandı.
Dijital Hizmetler Yasası ile birlikte Avrupa Birliği'nin sosyal medya platformlarını yalnızca içerik barındıran pasif aktörler olarak değil, toplumsal etki üreten ve bu etkiyi yönetme sorumluluğu taşıyan yapılar olarak ele aldığını bildiren Önal, benzer şekilde Avustralya'nın, özellikle çevrim içi güvenlik alanında güçlü bir kurumsal model geliştirdiğini aktardı.
Önal, 'Türkiye olarak bölgesel etkimizle, nüfusumuzla, ekonomimizle bizler de küresel tartışmaların dışında değil, aslında tam ortasında yer alıyoruz. Dijital alanın sunduğu imkanlardan azami ölçüde faydalanmayı ama ortaya çıkan riskleri ise özgürlük ve güvenlik dengesi içerisinde yönetmeyi temel bir politika yaklaşımı olarak benimsemekteyiz.' değerlendirmesinde bulundu.
İlgili kurumların veri koruma, bilişim suçlarıyla ve dezenformasyonla mücadele, dijital farkındalık, platform sorumluluğu ve kamusal etki alanlarında yetkileri çerçevesinde aktif rol üstlendiğini vurgulayan Önal, ayrıca dijital mecralarda faaliyet gösteren haber siteleri ve içerik üreticilerine yönelik olarak şeffaflık ve sorumluluk ilkelerini pekiştiren hukuki düzenlemelerin hayata geçirildiğini hatırlattı.
Önal, şunları kaydetti:
'Türkiye'de dijital alan, tek boyutlu bir içerik düzenlemesi olarak değil, veri koruma, güvenlik, ifade özgürlüğü ve kamu düzeni boyutlarıyla ele alınan bütüncül bir yönetişim alanı olarak şekillendirilmektedir. Bu çerçevede sorumluluk ve güvenlik merkezli dijital özgürlük gözeten politikalar üretmeyi sürdüreceğiz.
Henüz dünyada kabul görmüş bir düzenlemesi bulunmayan sanal ortamlarda, kullanıcıların oldukça temkinli olmasının öneminin altını tekrar çizmek istiyorum. Çözüm, güvenlik temelli bir tasarım modelinin benimsenmesi, kullanıcıların dijital okuryazarlığının ve farkındalığının artırılması ve hepsinden önemlisi sanal evrende, insani değerlerin de dijital ikizinin oluşturulmasıdır. Türkiye Yüzyılı'nı dijitalin yüzyılı yapmak ve siber vatanda egemenliğimizi sağlamak için bolca zihin teri dökmemiz gerekiyor.'