Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

6-12 Eylül Haftası Ekonomi Panoraması

Paylaş:
N

6-12 Eylül 2026 haftası Türkiye ekonomisi açısından oldukça yoğun geçti. Haftanın en önemli gelişmesi, 6 Eylül'de açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) oldu. Bunun yanında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın faiz kararı, sanayi üretimi, ciro ve ticaret satış hacmi verileri ekonominin mevcut durumunu ortaya koyarken, küresel piyasalarda Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımı ve yükselen petrol fiyatları gündemin merkezine yerleşti.

Türkiye açısından haftanın başlangıcını belirleyen gelişme yeni OVP oldu. Program, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık yol haritasını ortaya koyarken; büyüme, enflasyon, kamu maliyesi, borçlanma ve yapısal reformlar açısından temel hedefleri belirledi.

OVP'nin ekonomi açısından en önemli mesajı, dezenflasyon sürecinin devam ettirilmesi ile büyüme arasındaki dengenin korunması oldu. Benim açımdan burada dikkat edilmesi gereken nokta, programda ortaya konulan hedeflerin yalnızca rakamsal hedefler olarak kalmaması. Asıl önemli olan, bu hedeflerin günlük ekonomik hayata, işletmelerin maliyetlerine, vatandaşın satın alma gücüne ve yatırım kararlarına ne ölçüde yansıyacağıdır.

Haftanın bir diğer kritik gelişmesi ise TCMB'nin faiz kararıydı. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 10 Eylül'de politika faizini yüzde 37'de sabit tuttu. Gecelik borç verme faizi yüzde 40, gecelik borçlanma faizi ise yüzde 35,5 seviyesinde bırakıldı. TCMB, enflasyonun ana eğiliminde gerileme işaretleri bulunduğunu belirtirken, enerji fiyatlarının ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü açısından yukarı yönlü risk oluşturduğuna dikkat çekti.

Bu karar bana göre piyasalara temkinli bir mesaj verdi. Bir tarafta iç talebin zayıflaması ve enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme faiz indirimi için alan oluşturuyor. Diğer tarafta ise petrol ve enerji fiyatlarındaki yükseliş Merkez Bankası'nın elini bağlıyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde faiz politikasının yalnızca iç ekonomik göstergelere değil, küresel enerji fiyatlarına da bağlı olacağını düşünüyorum.

Hafta içerisinde açıklanan sanayi üretim verileri de Türkiye ekonomisinin büyüme tarafındaki kırılganlığını gösterdi. Temmuz ayında sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 0,3 geriledi. Bu tablo, yüksek finansman maliyetlerinin ve iç talepteki zayıflığın üretim üzerinde baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Buna karşılık toplam ciro endeksinin temmuz ayında yıllık yüzde 30,2 artması dikkat çekti. Ancak yüksek nominal ciro artışının tamamını reel büyüme olarak değerlendirmemek gerekiyor. Enflasyonun yüksek olduğu bir ortamda işletmelerin satış gelirleri artarken üretim miktarları aynı ölçüde artmayabilir.

Ticaret satış hacmi de bu açıdan önemli bir mesaj verdi. Temmuz ayında toplam ticaret satış hacmi yıllık yüzde 0,6 gerilerken, perakende satış hacmi yüzde 10,4 arttı. Bu durum tüketimin tamamen durmadığını ancak ekonominin farklı kesimleri arasında önemli ayrışmalar bulunduğunu gösteriyor.

İnşaat maliyetleri de ekonominin önündeki önemli sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Temmuz ayında inşaat maliyet endeksi yıllık yüzde 28,33, aylık ise yüzde 1,15 arttı. Maliyetlerin yüksek seyretmesi konut fiyatları, kiralar ve yeni yatırımlar açısından baskı oluşturuyor.

Küresel ekonomide ise haftanın en önemli gelişmelerinden biri ECB'nin faiz artışı oldu. Avrupa Merkez Bankası 10 Eylül'de mevduat faizini yüzde 2,5'e yükseltti. Enerji fiyatlarındaki yükselişin Avro Bölgesi enflasyonu üzerindeki baskıyı artırması, ECB'nin daha sıkı para politikasına yönelmesinde belirleyici oldu.

ABD tarafında açıklanan enflasyon verileri de Fed'in önündeki karar sürecini zorlaştırdı. Ağustos ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 0,4 arttı ve piyasalarda Fed'in faiz kararına ilişkin beklentiler güçlendi.

Bütün bu gelişmelerin ortak noktası ise enerji fiyatlarıdır. Orta Doğu'daki jeopolitik gerilim petrol fiyatlarını yukarı taşırken, Brent petrol hafta içerisinde 100 doların üzerine çıktı ve haftayı yaklaşık yüzde 8 yükselişle tamamladı.

Türkiye açısından petrol fiyatlarındaki yükseliş özellikle önemlidir. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki her artış cari denge, enflasyon, ulaştırma maliyetleri ve hanehalkı bütçesi üzerinde baskı oluşturuyor. Bu nedenle OVP'nin hedeflerine ulaşılmasında yalnızca para ve maliye politikalarının değil, küresel enerji fiyatlarının da belirleyici olacağını düşünüyorum.

Sonuç olarak 6-12 Eylül haftası Türkiye ekonomisi açısından yeni bir dönemin başlangıcı niteliğinde oldu. OVP ekonominin orta vadeli rotasını belirlerken, TCMB'nin yüzde 37'lik faiz kararı kısa vadeli para politikasının temkinli kalacağını gösterdi. Sanayi üretimindeki zayıflık büyüme açısından dikkat çekici olurken, ciro ve perakende satış verileri ekonomide hareketliliğin tamamen kaybolmadığını ortaya koydu.

Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin en önemli sınavı, enflasyonu düşürürken üretimi, yatırımı ve istihdamı koruyabilmek olacaktır. Küresel enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi ise bu süreci daha da zorlaştıracaktır. Bana göre yılın geri kalanında piyasaların gözü yalnızca faiz ve enflasyon verilerinde değil, petrol fiyatlarında ve jeopolitik gelişmelerde de olacaktır.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı