Orta Vadeli Program (OVP), yalnızca kamu maliyesine veya makroekonomik
hedeflere ilişkin bir yol haritası değildir. Aynı zamanda Türkiye’de faaliyet
gösteren işletmelerin önümüzdeki dönemde karşılaşacağı ekonomik koşullar
açısından da önemli mesajlar içermektedir. Özellikle enflasyonla mücadele,
finansal istikrar, yatırım ortamının güçlendirilmesi, üretimin artırılması ve
ihracatın desteklenmesi hedefleri, iş dünyasının kararlarını doğrudan
etkileyecek başlıklar arasında yer almaktadır.
İşletmeler açısından OVP’nin en önemli taraflarından biri, geleceğe ilişkin bir
öngörü çerçevesi oluşturmasıdır. Çünkü şirketler yatırım yaparken, üretim
kapasitesini artırırken, personel istihdam ederken veya kredi kullanırken
önlerini görmek ister. Yüksek ve değişken enflasyon, kur hareketleri, finansman
maliyetleri ve iç talepteki dalgalanmalar işletmelerin planlama yapmasını
zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ekonomik istikrarın güçlendirilmesi, sadece
vatandaş açısından değil, işletmeler açısından da büyük önem taşımaktadır.
Finansman maliyetleri belirleyici olacak
Türkiye’de işletmelerin en önemli sorunlarından biri finansmana erişim ve
finansman maliyetleridir. Özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler,
yüksek faiz oranları nedeniyle işletme sermayesi ve yatırım kredilerini
kullanmakta zorlanabilmektedir.
OVP kapsamında enflasyonun düşürülmesi ve finansal istikrarın güçlendirilmesi
hedeflerinin başarıya ulaşması halinde, orta vadede faiz ve kredi maliyetlerinde
daha öngörülebilir bir yapı oluşabilir. Ancak burada önemli olan, enflasyon
düşerken işletmelerin reel olarak da rahatlayabilmesidir.
Kredi faizlerinin gerilemesi tek başına yeterli değildir. Bankaların işletmelere
kredi verirken risk değerlendirmelerini kolaylaştıracak ekonomik ortamın
oluşması ve özellikle KOBİ’lerin finansmana erişiminin güçlendirilmesi
gerekmektedir.
Yatırım ortamı güçlendirilmeli
Bir ekonominin sürdürülebilir büyümesi için işletmelerin yatırım yapması şarttır.
Yeni fabrika, makine, teknoloji ve üretim kapasitesi yatırımları yalnızca
şirketlerin büyümesini değil, istihdamın ve milli gelirin artmasını da sağlar.
Bu nedenle OVP’nin işletmeler açısından en önemli sınavlarından biri yatırım
iştahını artırabilmektir. Bunun için ekonomik istikrar kadar vergi politikalarının,
teşvik sisteminin ve mevzuatın da öngörülebilir olması gerekir.
Bir işletme yatırım kararını birkaç aylık değil, çoğu zaman yıllık bir perspektifle
verir. Dolayısıyla yatırımcı açısından “gelecek yıl hangi maliyetlerle
karşılaşacağım, vergi sisteminde ne değişecek, döviz kuru ve faiz ortamı nasıl
olacak?” sorularının mümkün olduğunca net cevaplanması önemlidir.
KOBİ’ler için ayrı önem taşıyor
Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri KOBİ’lerdir. Küçük ve orta ölçekli
işletmeler hem istihdam hem üretim hem de bölgesel ekonomik hareketlilik
açısından kritik bir konuma sahiptir.
Ancak KOBİ’lerin büyük şirketlere göre finansal dalgalanmalara karşı daha
kırılgan olduğu unutulmamalıdır. Yüksek enerji maliyetleri, ücret artışları, kira
giderleri, hammadde fiyatları ve kredi maliyetleri KOBİ’lerin kârlılığını önemli
ölçüde etkileyebilmektedir.
Bu nedenle OVP’nin başarısı, yalnızca makroekonomik göstergelerin
iyileşmesiyle değil, bu iyileşmenin işletmelerin günlük faaliyetlerine ne ölçüde
yansıdığıyla ölçülmelidir.
İhracatçı için kur ve maliyet dengesi önemli
İhracat yapan işletmeler açısından ise döviz kuru kadar üretim maliyetleri de
önemlidir. Rekabetçi bir kur, tek başına ihracat artışı sağlamaz. Eğer enerji,
işçilik, finansman ve hammadde maliyetleri rakip ülkelere göre çok yüksekse,
işletmeler dış pazarlarda zorlanabilir.
Bu nedenle OVP kapsamında ihracatın artırılması hedeflenirken işletmelerin
verimlilik ve teknoloji yatırımlarının da desteklenmesi gerekir. Katma değerli
üretim yapan, teknoloji kullanan ve markalaşabilen şirketlerin küresel rekabet
gücü daha yüksek olacaktır.
Verimlilik artık tercih değil zorunluluk
Önümüzdeki dönemde işletmeler için en önemli kavramlardan biri verimlilik
olacaktır. Enflasyonla mücadele sürecinde maliyetlerin kontrol altında
tutulması, işletmelerin daha az kaynakla daha fazla üretim yapmasını gerekli
hale getirmektedir.
Dijitalleşme, otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği ve etkin stok yönetimi bu
noktada işletmelere önemli avantajlar sağlayabilir. Özellikle üretim süreçlerini
teknolojiyle yeniden düzenleyen şirketler, maliyet baskısına karşı daha dayanıklı
hale gelebilecektir.
Sonuç: OVP’nin başarısı sahada ölçülecek
Sonuç olarak OVP, işletmeler açısından hem fırsatlar hem de önemli
sorumluluklar barındırmaktadır. Enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesi,
finansal istikrarın sağlanması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi halinde
şirketlerin önünü görmesi kolaylaşacaktır.
Ancak işletmelerin gerçek anlamda rahatlayabilmesi için makroekonomik
hedeflerin reel sektöre yansıması gerekir. Krediye erişimin kolaylaşması,
finansman maliyetlerinin düşmesi, üretim maliyetlerinin kontrol altına alınması
ve yatırım teşviklerinin etkin kullanılması kritik önemdedir.
Önümüzdeki dönemde işletmeler açısından eski alışkanlıklarla hareket etmek
yerine verimlilik, teknoloji, mali disiplin ve risk yönetimine ağırlık vermek
gerekecektir. Çünkü yeni ekonomik dönemde sadece çok üreten değil, daha
verimli üreten, finansmanını doğru yöneten ve değişen koşullara hızlı uyum
sağlayan işletmeler ayakta kalacaktır.
OVP’nin işletmeler açısından gerçek başarısı ise açıklanan hedeflerden çok, bu
hedeflerin fabrikada, atölyede, mağazada, ofiste ve KOBİ’nin bilançosunda ne
ölçüde hissedildiğiyle ortaya çıkacaktır.