Günümüzde insanlar her alanda büyük bir yarışın içinde yaşıyor. Daha fazla kazanmak, daha
hızlı büyümek, daha çok üretmek, daha çok tüketmek… Hayat adeta sürekli hızlanan bir
koşuya dönüşmüş durumda. Fakat bu koşunun içinde çoğu zaman unutulan önemli bir şey
var: Hepimiz aynı gemideyiz. Bir kişinin kazancı, başka insanların kaybı üzerine kurulduğunda
o düzen uzun süre ayakta kalamaz. Çünkü toplum dediğimiz yapı, birbirine bağlı halkalardan
oluşan bir zincire benzer. Bir halka zayıfladığında diğer halkalar da bundan etkilenir.
İşte tam bu noktada “ortak faydayı gözeten çözümler” kavramı ortaya çıkıyor. Bu ifade
kulağa biraz resmi veya uzak gelebilir ama aslında günlük hayatımızın tam merkezinde yer
alıyor. Ortak fayda, herkesin yararını düşünmek demektir. Yani sadece bireysel çıkarları değil,
toplumun genel iyiliğini de hesaba katmaktır.
Bugün bir apartmanda yaşayan insanlar bile ortak faydanın ne kadar önemli olduğunu
görebilir. Apartmanın giriş kapısı bozulduğunda bazı kişiler “Beni ilgilendirmiyor” diyebilir.
Fakat kapı tamir edilmezse güvenlik sorunu herkesin kapısını çalar. Asansör bozulduğunda
üst katta oturan kadar alt katta yaşayan da bundan etkilenir. Çatıda bir sorun çıktığında
yağmur suyu zamanla bütün binayı etkiler.
Aslında ülkeler de biraz büyük apartmanlara benzer.
Ekonomiden eğitime, sağlıktan çevreye kadar birçok konuda sadece kendi çıkarını düşünen
anlayışlar kısa vadede bazı insanlara avantaj sağlayabilir. Ancak uzun vadede toplumun genel
yapısına zarar verebilir.
Mesela trafiği düşünelim. Herkes kırmızı ışıkta geçmeye çalışırsa ilk başta birkaç kişi zaman
kazanmış gibi görünebilir. Fakat sonunda trafik tamamen kilitlenir. Oysa herkes kurallara
uyduğunda belki birkaç dakika bekler ama genel düzen daha hızlı işler.
Ekonomi de buna çok benzer.
Bir işveren yalnızca kısa vadeli kazancı düşünerek çalışanlarının ücretlerini sürekli düşük
tutarsa ilk bakışta maliyetlerini azaltmış olabilir. Fakat çalışanların alım gücü düştüğünde
insanlar daha az harcama yapmaya başlar. Harcamalar azalınca piyasadaki hareketlilik
yavaşlar. Sonunda işletmeler de müşteri bulmakta zorlanabilir.
Benzer şekilde çalışanlar da sadece kendi anlık çıkarlarını düşünerek üretkenliği tamamen
göz ardı ederse işletmeler ayakta kalmakta zorlanabilir. Sonuçta zarar gören yine toplumun
bütünü olur.
Bu nedenle ortak fayda anlayışı sadece fedakârlık yapmak anlamına gelmez. Aynı zamanda
uzun vadeli akıllı düşünmektir.
Çevre konusu bunun en açık örneklerinden biridir. Bir fabrika üretimini artırmak için atıklarını
kontrolsüz şekilde doğaya bırakabilir. İlk aşamada maliyet düşebilir, kâr artabilir. Fakat
kirlenen su, bozulan tarım alanları ve artan sağlık sorunları sonunda çok daha büyük
maliyetler oluşturur.
Bugün dünyanın birçok yerinde yaşanan iklim sorunları da yıllarca sadece kısa vadeli kazanç
düşünülmesinin sonuçlarından biri olarak görülüyor.
Ortak fayda anlayışı burada şunu söyler:
“Bugünü kurtarırken yarını yakma.”
Aynı durum şehir planlamasında da geçerlidir. Bir bölgede plansız şekilde yüksek binalar
yapmak kısa sürede ekonomik hareketlilik sağlayabilir. Ancak yeterli yol, yeşil alan ve altyapı
yapılmazsa birkaç yıl sonra insanlar trafik, hava kirliliği ve yaşam kalitesi sorunlarıyla
karşılaşabilir.
Çünkü bir çözüm, sadece bugünkü ihtiyacı gidermemeli; geleceği de düşünmelidir.
Toplum içinde yaşarken çoğu zaman küçük davranışların büyük sonuçlar oluşturduğunu
göremiyoruz.
Sokakta yere atılan bir çöp “Bir şey olmaz” diye düşünülebilir. Vergi kaçıran biri “Sadece
benim yaptığım küçük bir şey” diyebilir. Kuralları ihlal eden biri “Herkes yapıyor” diyebilir.
Ama toplumların kaderini büyük olaylardan çok, milyonlarca küçük davranış belirler.
Bir kişinin yaptığı küçük hata önemsiz olabilir. Fakat aynı hatayı milyonlar yaptığında büyük
sorunlar ortaya çıkar.
Ortak faydayı gözeten çözümler bu yüzden sadece devletlerin veya büyük kurumların görevi
değildir. Bu anlayış mahallede, okulda, iş yerinde ve evde başlar.
Bir öğretmenin öğrencileri arasında adaletli davranması, bir esnafın müşterisine dürüst
olması, bir yöneticinin çalışanlarını dinlemesi, komşuların birbirine destek olması da ortak
fayda kültürünün parçalarıdır.
Çünkü toplumlar yalnızca yollarla, köprülerle veya binalarla güçlenmez. Güven duygusuyla da
güçlenir.
Güvenin olduğu yerde insanlar birlikte hareket eder. Birlikte hareket eden toplumlar ise
krizleri daha kolay aşar.
Son yıllarda dünyanın yaşadığı ekonomik dalgalanmalar, salgınlar ve küresel sorunlar bize
önemli bir ders verdi: Tek başına güçlü olmak her zaman yeterli değil.
Gerçek güç, birlikte güçlü olabilmektir.
Belki de artık “Ben ne kazanırım?” sorusunun yanına başka bir soru ekleme zamanı gelmiştir:
“Bu çözüm herkese ne kazandırır?”
Çünkü ortak faydayı düşünen toplumlar yalnızca bugünü değil, geleceği de inşa eder.
Ve unutulmamalıdır ki güçlü toplumlar, yalnızca kendi çıkarını koruyan insanların değil; ortak
iyiliği düşünen insanların omuzlarında yükselir.