Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Gıda Güvenliğinde Ceza Kesmek mi, Hileyi Baştan Önlemek mi?

Paylaş:
N
Gıda, yalnızca ekonomik bir ürün değil, doğrudan insan sağlığını ilgilendiren stratejik bir alan. Bu
nedenle üretimden satış noktasına kadar bütün zincirin güvenilir olması gerekiyor. Son açıklanan
veriler ise gıda denetimlerinin ne kadar büyük bir ölçeğe ulaştığını bir kez daha ortaya koydu. Tarım
ve Orman Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 1-31 Ağustos 2026 döneminde Türkiye
genelinde 100 bin 128 gıda denetimi gerçekleştirildi. Uygunsuzluk tespit edilen işletmelere 186,5
milyon lira idari para cezası uygulanırken, 49 işletme hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Rakamların büyüklüğü, denetim mekanizmasının aktif biçimde çalıştığını gösteriyor. Ancak burada
cevaplanması gereken daha önemli bir soru bulunuyor: Para cezası gıda güvenliği sorununu çözmek
için tek başına yeterli mi?
Ceza gerekli ama tek başına çözüm değil
Para cezası, kurallara uymayan işletmeler açısından önemli bir caydırıcılık mekanizmasıdır. Özellikle
ekonomik kazancı mevzuata aykırı uygulamalardan kaynaklanan işletmeler açısından yaptırımın
maliyetinin yüksek olması, kurallara uyma eğilimini artırabilir.
Ancak cezanın etkili olabilmesi için yalnızca miktarının yüksek olması yeterli değildir. Denetimin
yakalanma ihtimali, yaptırımın hızlı uygulanması ve tekrar eden ihlaller karşısında daha ağır
sonuçların ortaya çıkması da önemlidir.
Başka bir ifadeyle, işletme sahibi “Nasıl olsa denetim yapılmıyor” düşüncesine kapılıyorsa en yüksek
ceza bile beklenen caydırıcılığı yaratmayabilir. Buna karşılık düzenli denetim, izlenebilirlik ve hızlı
yaptırım mekanizması birlikte çalıştığında cezanın caydırıcılığı güçlenir.
Ağustos ayında 100 binin üzerinde denetim yapılması bu açıdan önemli bir gösterge. Bunun yanında
49 işletme hakkında suç duyurusunda bulunulması, bazı ihlallerin yalnızca idari para cezasıyla sınırlı
tutulmadığını da gösteriyor.
Önleyici sistem daha değerli
Gıda güvenliğinde asıl hedef, ihlali gerçekleştikten sonra cezalandırmak değil, ihlalin hiç
gerçekleşmemesini sağlamak olmalı.
Bunun ilk şartı eğitimdir. Özellikle küçük işletmelerde çalışanların hijyen, saklama koşulları, çapraz
bulaşma, son tüketim tarihi ve etiketleme gibi konularda sürekli eğitim alması gerekiyor. Gıda
güvenliği yalnızca işletme sahibinin sorumluluğu olarak görülmemeli; mutfaktan depoya, kasadan
lojistiğe kadar bütün çalışanların ortak görevi haline gelmeli.
İkinci önemli unsur ise izlenebilirlik. Bir ürünün hangi üreticiden çıktığının, hangi depolarda
tutulduğunun ve hangi satış noktasına ulaştığının hızlı biçimde belirlenebilmesi, riskli ürünlerin
piyasadan daha kısa sürede çekilmesini sağlayabilir.
Dijital denetim dönemi
Gıda sektöründe teknolojinin daha fazla kullanılması da önemli bir çözüm alanı oluşturuyor. Dijital
kayıt sistemleri sayesinde işletmelerin geçmiş denetimleri, tespit edilen uygunsuzlukları ve uygulanan
yaptırımları daha sistematik biçimde takip edilebilir.
Risk esaslı denetim modeli de kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olabilir. Her
işletmenin aynı sıklıkta denetlenmesi yerine, geçmişinde ciddi ihlal bulunan veya yüksek riskli
ürünlerle çalışan işletmelere daha yoğun denetim uygulanması düşünülebilir.
 
Bu yaklaşım hem kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasını hem de gerçekten risk oluşturan
alanlara daha fazla ağırlık verilmesini sağlayabilir.
Tüketicinin rolü de büyütülmeli
Gıda güvenliği yalnızca devlet ile işletmeler arasındaki bir mesele değildir. Tüketicinin bilinçlenmesi
de sistemin önemli parçalarından biridir.
Vatandaşların ürün etiketlerini okumayı, son tüketim tarihlerini kontrol etmeyi, ambalajı bozulmuş
ürünleri satın almamayı ve şüpheli durumları ilgili mercilere bildirmeyi alışkanlık haline getirmesi
gerekiyor.
Tüketici şikâyetlerinin hızlı biçimde değerlendirilmesi de denetim mekanizmasına önemli bir veri
sağlayabilir. Böylece kamu kurumları yalnızca rutin kontrollerden değil, sahadan gelen bilgilerden de
yararlanabilir.
Dürüst işletmenin korunması
Gıda denetimlerinin bir başka boyutu da dürüst çalışan işletmelerin korunmasıdır. Kurallara uyan bir
işletme; hijyen, kaliteli hammadde, uygun depolama ve çalışan güvenliği için maliyet üstlenirken,
mevzuata uymayan bir işletmenin daha düşük maliyetle ürün satması haksız rekabet yaratır.
Dolayısıyla denetimlerin amacı yalnızca tüketiciyi korumak değil, kurallara uyan üretici ve esnafın
rekabet gücünü de korumak olmalıdır. Bakanlığın açıklamasında da dürüst esnafın hakkının
korunmasına vurgu yapılması bu açıdan dikkat çekiyor.
Sonuç: Ceza değil, caydırıcı bir sistem
186,5 milyon liralık ceza, denetimlerin sonucunu gösteren önemli bir rakamdır; ancak gıda
güvenliğinin başarısını yalnızca kesilen cezaların toplamıyla ölçmek doğru olmaz.
Başarı; kaç ihlalin önlendiği, kaç riskli ürünün piyasaya çıkmadan yakalandığı, tekrar eden ihlallerin
ne ölçüde azaldığı ve tüketicinin güveninin ne kadar yükseldiğiyle ölçülmelidir.
Önümüzdeki dönemde daha etkin bir gıda güvenliği sistemi için denetimlerin artırılmasının yanı sıra
eğitim, dijital izleme, ürün izlenebilirliği, risk bazlı kontrol, tüketici ihbarlarının etkin kullanılması ve
tekrarlanan ihlallerde daha güçlü yaptırımlar birlikte uygulanmalıdır.
Çünkü gıda güvenliğinde en başarılı denetim, en fazla cezanın kesildiği denetim değildir. En başarılı
sistem, cezaya gerek bırakmayacak kadar güçlü bir önleme ve denetleme mekanizması kurabilen
sistemdir.
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı