Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

HATAYI ALAN TANIYAN TOPLUM, GÜÇLÜ TOPLUMDUR

Paylaş:
N

Günlük hayatımızda en sık duyduğumuz sözlerden biri şudur: “Hata yapma.” Çocukken okulda, gençken iş hayatında, yetişkin olduğumuzda ise sosyal çevremizde sürekli olarak hata yapmamamız gerektiği söylenir. Elbette kimse yanlış kararlar almak, zarar görmek ya da başkalarına zarar vermek istemez. Ancak hayatın önemli bir gerçeği vardır: İnsan hata yapar. Hata yapmayan insan yoktur. Asıl önemli olan, hataların nasıl karşılandığı ve onlardan nasıl ders çıkarıldığıdır.
Bugün birçok alanda karşımıza çıkan sorunlardan biri, hataya karşı aşırı sert ve cezalandırıcı bir yaklaşımın yaygınlaşmasıdır. Oysa kamu yönetiminden iş hayatına, eğitimden sosyal ilişkilere kadar her alanda hataya belirli ölçülerde alan tanıyan bir anlayış geliştirilmesi hem bireylerin hem de toplumun gelişimine katkı sağlayabilir.
Bir çocuğun yürümeyi öğrenmesini düşünelim. İlk denemesinde düşer, ikinci denemesinde yine düşer. Eğer her düşüşünde sert şekilde eleştirilseydi, büyük ihtimalle yürümeyi öğrenmekten korkardı. Ancak aileler çocukların düşmesini doğal karşılar. Çünkü bilirler ki öğrenmenin yolu denemekten geçer. Aslında yetişkinlerin dünyasında da durum çok farklı değildir. Yeni bir iş kuran girişimci, yeni bir proje geliştiren çalışan ya da yeni bir politika hazırlayan kamu yöneticisi de zaman zaman hata yapabilir. Önemli olan aynı hatanın sürekli tekrarlanmaması ve deneyimden faydalanılmasıdır.
Kamu yönetiminde de benzer bir durum söz konusudur. Bazen kurumlar hata yapmaktan o kadar çekinir hale gelir ki karar almakta zorlanırlar. Sorumluluk üstlenmek yerine risk almamayı tercih ederler. Bunun sonucunda süreçler yavaşlar, bürokrasi artar ve vatandaşın beklediği hizmet gecikir. Oysa hesap verebilirlikten vazgeçmeden, iyi niyetli hatalar ile ihmalkârlığı birbirinden ayıran bir sistem kurulabilir. Böyle bir yaklaşım çalışanların daha üretken ve çözüm odaklı hareket etmesini sağlayabilir.
İş dünyasında da benzer örnekler görmek mümkündür. Birçok başarılı şirketin geçmişinde başarısız olmuş projeler bulunur. Bugün kullanılan pek çok ürün ve hizmet, daha önce yapılan yanlışlardan çıkarılan dersler sayesinde geliştirilmiştir. Eğer çalışanlar her hata yaptıklarında ağır biçimde cezalandırılacaklarını düşünürlerse yenilikçi fikirler üretmekten kaçınabilirler. Sonuçta kurumlar güvenli ama sıradan çözümlere yönelir. Oysa gelişme çoğu zaman kontrollü risk alma cesaretiyle ortaya çıkar.
Eğitim sistemi de bu konuda önemli bir role sahiptir. Öğrencilerin sadece doğru cevap vermeye odaklandığı bir ortamda öğrenme süreci zayıflayabilir. Çünkü öğrenci hata yapmaktan korktuğunda soru sormaktan, araştırmaktan ve farklı düşünmekten uzaklaşabilir. Halbuki eğitim, yalnızca doğruyu ezberlemek değil, yanlışı fark ederek doğruya ulaşabilme becerisi kazandırmalıdır. Hataların öğrenmenin doğal bir parçası olduğu anlayışı güçlendikçe öğrenciler daha özgüvenli bireyler haline gelir.
Sosyal ilişkilerde de durum farklı değildir. İnsanlar zaman zaman yanlış sözler söyleyebilir, yanlış kararlar verebilir veya istemeden kırıcı davranabilir. Eğer her hata ilişkilerin tamamen sona ermesine neden oluyorsa, sağlıklı iletişim kurmak giderek zorlaşır. Elbette bazı davranışların sonuçları vardır ve herkes yaptığı işin sorumluluğunu taşımalıdır. Ancak affetme, düzeltme ve yeniden deneme fırsatı tanımak da güçlü toplumların önemli özelliklerinden biridir.
Son yıllarda özellikle sosyal medya ortamında hata karşısındaki tahammülün azaldığı görülüyor. İnsanlar bazen yıllar önce söyledikleri bir söz nedeniyle ağır eleştirilerle karşılaşabiliyor. Toplumsal hafıza giderek daha sert ve daha yargılayıcı hale gelebiliyor. Bu durum birçok kişinin düşüncelerini ifade etmekten çekinmesine yol açabiliyor. Oysa eleştiri kültürü ile linç kültürü arasında önemli bir fark vardır. Eleştiri gelişimi destekler, linç ise korku üretir.
Hataya alan tanımak, hataları önemsiz görmek anlamına gelmez. Tam tersine, hataları açıkça konuşabilmek ve nedenlerini anlayabilmek anlamına gelir. Bir uçak kazasının ardından yapılan teknik incelemeler, bir hastanedeki yanlış uygulamanın araştırılması ya da bir kamu hizmetindeki aksaklığın değerlendirilmesi hep bu anlayışın ürünüdür. Amaç suçlu aramak değil, aynı sorunun tekrar yaşanmasını önlemektir.
Toplum olarak daha üretken, daha yaratıcı ve daha güçlü olmak istiyorsak hataya bakış açımızı yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. İnsanların hata yapma korkusuyla yaşadığı bir ortamda yenilikçilik gelişmez, girişimcilik büyümez ve toplumsal güven güçlenmez. Buna karşılık hatalardan ders çıkarabilen, ikinci şans verebilen ve gelişimi destekleyen toplumlar geleceğe daha sağlam adımlarla yürür.
Sonuç olarak kamu yönetiminden sosyal ilişkilere kadar her alanda hataya makul ölçülerde alan tanıyan bir yaklaşım geliştirmek, bireylerin potansiyelini ortaya çıkarmanın önemli yollarından biridir. Çünkü hata, çoğu zaman başarısızlığın son noktası değil; öğrenmenin, gelişmenin ve ilerlemenin başlangıç noktasıdır. Toplumlar da ancak bu gerçeği kabul ettikleri ölçüde daha güçlü ve daha dirençli hale gelebilirler.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı