Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

MERKEZ-ÇEVRE İLİŞKİSİ

Paylaş:
N

Bir ülkeye dışarıdan baktığımızda ilk gördüğümüz şey büyük şehirler olur. Gökdelenler, iş
merkezleri, sanayi bölgeleri, üniversiteler, finans kuruluşları, devlet kurumları… Çoğu zaman
ekonomik ve siyasi gücün büyük bölümü belli merkezlerde toplanır. Ancak bir ülke yalnızca
büyük şehirlerden ibaret değildir. O ülkenin kasabaları, köyleri, küçük şehirleri ve daha az
gelişmiş bölgeleri de vardır. İşte burada karşımıza sıkça duyduğumuz ama günlük hayatta pek
konuşulmayan bir kavram çıkar: “Merkez-çevre ilişkisi.”
Aslında bu kavramı anlamak çok zor değildir. Ev içinde bile benzer bir durum yaşanabilir.
Düşünün; evde tüm kararları bir kişi veriyor, para onun elinde bulunuyor, diğerleri sadece
uyguluyorsa bir merkez oluşmuş olur. Diğer aile üyeleri de çevre konumuna düşer. Ülkelerde
de buna benzer bir durum ortaya çıkabilir.
Merkez; gücün, sermayenin, karar alma mekanizmalarının ve imkanların yoğunlaştığı yerdir.
Çevre ise bu merkezin dışında kalan, çoğu zaman daha az imkanlara sahip bölgeleri ifade
eder.
Bugün birçok ülkede insanlar büyük şehirlere göç ediyor. Neden? Çünkü iş orada. Üniversite
orada. Hastaneler orada. Yatırım orada. İnsanlar daha iyi yaşam şartları aradığı için merkeze
yöneliyor.
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Bir ülke sadece merkezi büyüterek gelişebilir mi?
İlk bakışta cevap “evet” gibi görünebilir. Çünkü büyük şehirlerin güçlenmesi ekonomiyi
canlandırabilir. Daha fazla yatırım çekilebilir. Daha fazla üretim yapılabilir.
Fakat olayın başka bir tarafı da var.
Eğer çevre sürekli ihmal edilirse bir süre sonra ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başlar.
Küçük şehirlerde iş imkanları azalır. İnsanlar doğdukları yerleri terk eder. Tarımsal üretim
düşebilir. Bölgesel gelir farkları büyüyebilir. Eğitim ve sağlık hizmetleri arasında eşitsizlik
oluşabilir.
Sonunda büyük şehirler de bu durumdan etkilenmeye başlar.
Çünkü herkes aynı yere gitmeye başladığında merkezler aşırı yük altında kalır.
Bugün dünyanın birçok büyük şehri benzer sorunlar yaşıyor:
Trafik yoğunluğu artıyor.
Konut fiyatları yükseliyor.
Kiralar ciddi seviyelere çıkıyor.
Altyapı yetersiz kalıyor.

Yeşil alanlar azalıyor.
İnsanlar daha uzun çalışma ve ulaşım süreleriyle karşı karşıya kalıyor.
Bir zamanlar fırsat merkezi olan yerler, zamanla yaşamın zorlaştığı alanlara dönüşebiliyor.
Bu nedenle merkez-çevre ilişkisi yalnızca bir ekonomi konusu değildir. Aynı zamanda sosyal
bir meseledir.
Çünkü insanlar sadece gelirle yaşamıyor.
İnsanlar yaşadıkları yere ait olmak ister.
Doğduğu şehirde iş bulmak ister.
Çocuğunu iyi bir okulda okutmak ister.
Sağlık hizmetine kolay ulaşmak ister.
Kısacası insanlar yaşadıkları yerde hayat kurmak ister.
Eğer çevrede yaşayan insanlar sürekli olarak merkeze bağımlı hale gelirse, zaman içinde
dengesizlik oluşur.
Bunu bir ağaca benzetebiliriz.
Ağacın gövdesi çok güçlü olabilir. Ancak kökler zayıflarsa ağacın tamamı zarar görür.
Merkez gövdeyse, çevre köklerdir.
Kökler sağlıklı değilse gövdenin uzun süre ayakta kalması kolay değildir.
Türkiye açısından bakıldığında da bu konu oldukça önemlidir.
Uzun yıllardır büyük şehirlere yoğun göç yaşanıyor. İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler
ekonomik faaliyetlerin önemli kısmını topluyor. Bu durum bir yandan üretimi artırırken diğer
yandan nüfus yoğunluğu ve yaşam maliyetleri gibi sorunları da beraberinde getiriyor.
Oysa Anadolu'nun farklı şehirleri de güçlü üretim merkezlerine dönüşebilir.
Bir şehir tarımda öne çıkabilir.
Bir şehir sanayide gelişebilir.
Bir şehir teknoloji merkezi olabilir.
Bir başka şehir turizmle büyüyebilir.
Böylece ekonomik faaliyetler ülke geneline yayılabilir.
Aslında güçlü ülkeler sadece güçlü merkezlere sahip ülkeler değildir. Güçlü çevrelere de sahip
ülkelerdir.

Bugün birçok gelişmiş ülke bölgesel kalkınma politikalarına önem veriyor. Yatırımların sadece
büyük şehirlerde toplanmasını istemiyorlar. Çünkü ekonomik dengenin uzun süre
korunabilmesi için çevrenin de güçlenmesi gerektiğini biliyorlar.
Bir yerde fabrika açılması, yol yapılması veya yatırım yapılması sadece ekonomik rakamları
değiştirmez.
İnsanların hayatını değiştirir.
Göçü azaltır.
İşsizliği düşürür.
Sosyal huzuru artırır.
Bir ülkenin gerçek gücü bazen en büyük şehrinde değil, en uzak köşesindeki vatandaşın
yaşam kalitesinde saklıdır.
Merkez-çevre ilişkisi tam da bunu anlatır.
Çünkü kalkınma yalnızca belli noktalarda ışıkların daha fazla yanması değildir.
Asıl kalkınma, o ışığın ülkenin her köşesine ulaşabilmesidir.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı