Günlük hayatın içinde sık duyduğumuz bir söz vardır: “Bugünü kurtaralım, yarına bakarız.”
Aslında bu söz sadece insanların değil, bazen toplumların, şirketlerin ve hatta ülkelerin de
davranış biçimi haline gelebiliyor. Oysa yalnızca günü kurtarmaya çalışan bir anlayış ile
geleceği inşa etmeye çalışan bir anlayış arasında büyük bir fark vardır. İşte bu noktada “uzun
vadeli toplumsal faydayı önceleyen yaklaşım” devreye giriyor.
Bu ifade ilk bakışta biraz akademik ve ağır gelebilir. Ancak aslında çok basit bir anlamı vardır:
Bugün alınan kararların yalnızca bugünün kazancını değil, yarının sonuçlarını da düşünmek.
Çünkü bazı kararlar kısa sürede kazandırır ama uzun sürede kaybettirir. Bazı kararlar ise ilk
anda zor görünür fakat yıllar sonra büyük faydalar sağlar.
Bir çiftçiyi düşünelim. Eğer toprağı sürekli kullanır, bakım yapmaz, gücünü koruyacak
yöntemleri uygulamazsa ilk birkaç yıl bol ürün alabilir. Fakat zamanla toprak yorulur ve
verimsizleşir. Diğer tarafta toprağına yatırım yapan, onu koruyan çiftçi ilk yıllarda daha fazla
emek verir ama yıllar boyunca ürün almaya devam eder.
Toplumlar için de durum farklı değildir.
Bugün yapılan her yatırım, her eğitim politikası, her ekonomik karar ve her şehir planlaması
aslında geleceğe bırakılan bir mirastır.
Bir ağacı kesmek birkaç dakika sürer. Ama o ağacın büyümesi yıllar alır.
Toplumsal fayda da buna benzer.
Kısa vadeli düşünce genellikle hızlı sonuç ister. İnsanlar hemen değişim görmek ister.
Siyasette, ekonomide, iş hayatında hatta günlük yaşamda bile bu eğilim görülebilir. Bir yol
yapılır, bir bina yükselir, bir kampanya başlatılır ve sonuç hemen görünür. İnsan gözüyle
görülen şey bazen daha etkileyici gelir.
Ama bazı yatırımlar vardır ki sonucu hemen ortaya çıkmaz.
Eğitim bunlardan biridir.
Bugün bir çocuğun aldığı kaliteli eğitim, yarın daha bilinçli bir toplumun oluşmasına katkı
sağlar. Fakat bunun etkisi birkaç ayda görülmez. Belki yıllar sonra anlaşılır.
Sağlık sistemi de böyledir.
Koruyucu sağlık hizmetleri ilk bakışta çok dikkat çekmeyebilir. İnsanlar genellikle hastane
yapımını daha görünür bir hizmet olarak algılar. Ancak insanların hastalanmasını önleyen
uygulamalar, uzun vadede hem sağlık harcamalarını azaltır hem de toplumun yaşam
kalitesini yükseltir.
Benzer durum ekonomi için de geçerlidir.
Bir ülke yalnızca tüketerek büyüyemez. Üreterek, teknoloji geliştirerek, bilgi üreterek ve
insan kaynağına yatırım yaparak kalıcı güç oluşturabilir.
Bugün bir fabrikayı açmak önemlidir. Ancak o fabrikada çalışacak eğitimli insanları
yetiştirmek çok daha önemlidir.
Çünkü bina yapmak kolaydır; insan yetiştirmek zaman ister.
Bugünün dünyasında bazen hızlı kazanç anlayışı çok güçlü hale geliyor. İnsanlar daha çok
kazanmak, daha hızlı büyümek ve daha kısa sürede sonuç almak istiyor.
Fakat yalnızca kısa vadeli kazançlara odaklanan sistemlerin zaman içinde sorun yaşadığı da
görülüyor.
Örneğin çevre konusu bunun en açık örneklerinden biridir.
Yıllarca doğa sınırsız bir kaynak gibi kullanıldı. Fabrikalar kuruldu, üretim arttı, şehirler
büyüdü. İlk yıllarda ekonomik kazançlar yükseldi. Ancak zaman içinde hava kirliliği, su
kaynaklarının azalması, iklim sorunları ve doğal dengenin bozulması ortaya çıktı.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşanan çevre sorunlarının önemli bir nedeni, geçmişte
kısa vadeli düşünülmesidir.
Uzun vadeli toplumsal fayda ise farklı bir soru sorar:
“Bugün yaptığımız şey çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatını nasıl etkileyecek?”
Aslında bu soru oldukça güçlüdür.
Çünkü toplumlar sadece bugün yaşayan insanlardan oluşmaz. Gelecek nesiller de bu
toplumun bir parçasıdır.
Bir şehir düşünelim.
Eğer şehir planlaması sadece bugünün araç sayısına göre yapılırsa birkaç yıl sonra yollar
yetersiz kalabilir. Yeşil alanlar yok olabilir. Trafik sorunları büyüyebilir.
Ama geleceği düşünerek yapılan planlamalar farklı olur. Parklar oluşturulur, toplu taşıma
geliştirilir, yaşam alanları daha dengeli kurulur.
İlk bakışta maliyetli gibi görünen bu yatırımlar yıllar sonra büyük rahatlık sağlar.
Aile içinde bile bunun örnekleri vardır.
Bir anne ve baba çocuklarına sadece harçlık vererek değil, onlara doğru alışkanlıklar
kazandırarak daha büyük katkı sağlar.
Tasarruf etmeyi öğretmek, sorumluluk duygusu kazandırmak, okumaya teşvik etmek…
Bunların etkisi bir günde ortaya çıkmaz ama yıllar boyunca devam eder.
Toplumlar da aslında büyük ailelere benzer.
Bugün verilen kararlar yarının karakterini oluşturur.
Bu nedenle uzun vadeli toplumsal faydayı öncelemek sadece devletlerin görevi değildir.
Şirketlerin, kurumların ve bireylerin de sorumluluğudur.
Bir şirket yalnızca kısa sürede yüksek kâr elde etmeyi düşünürse çalışanlarını, çevreyi ve
müşterilerini ikinci plana atabilir. Fakat uzun vadeli düşünen şirketler güven oluşturmaya
çalışır.
Çünkü güven, hızlı kazanılan ama kolay kaybedilen bir değerdir.
Sonuçta mesele yalnızca bugünü geçirmek değildir.
Asıl mesele yarını daha yaşanabilir hale getirmektir.
Çünkü toplumları güçlü yapan şey sadece yüksek binalar, büyük rakamlar veya kısa süreli
başarılar değildir.
Asıl güç; geleceği düşünebilme yeteneğidir.
Bugün dikilen ağaçların gölgesinde çoğu zaman onları dikenler oturmaz. Ama o gölgede
çocuklar, torunlar ve gelecek nesiller dinlenir.
Belki de uzun vadeli toplumsal fayda dediğimiz şey tam olarak budur:
Kendi zamanımızın ötesini düşünmek ve bizden sonra gelecek insanlara daha sağlam bir
hayat bırakabilmek.