Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Piyasalara İhtiyatlı Mesaj: Ekonomide Güven Arayışı Sürüyor

Paylaş:
N
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) 22 Ekim 2026 tarihli
toplantısının özeti, 30 Ekim'de yayımlanarak ekonominin önümüzdeki dönemine ilişkin önemli
mesajlar verdi. Açıklama, yalnızca faiz kararının gerekçelerini değil, enflasyonun geleceğini, kredi
piyasalarındaki gelişmeleri, rezervleri, küresel riskleri ve ekonomik beklentileri de ortaya koyuyor.
Genel tabloya bakıldığında Merkez Bankasının faiz indirimine başlamasına rağmen enflasyonla
mücadelede ihtiyatlı duruşunu koruduğu görülüyor.
Faiz indirimi kontrollü bir adım
PPK, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37'den yüzde 36'ya indirdi. Gecelik borç verme
faizini yüzde 40'tan yüzde 39'a, borçlanma faizini ise yüzde 35,5'ten yüzde 34,5'e düşürdü. Bu karar,
para politikasında kontrollü bir gevşeme sürecinin işareti olarak değerlendirilebilir. Ancak Merkez
Bankası, faiz indirimlerinin otomatik biçimde devam edeceği yönünde bir mesaj vermiyor. Enflasyon
gerçekleşmeleri, ana eğilim ve beklentiler bundan sonraki kararların temel belirleyicileri olacak.
Burada önemli olan nokta, faiz indiriminin ekonomide bütün kesimlere aynı anda rahatlama
sağlamayacağıdır. Özellikle kredi faizleri ile politika faizi arasındaki fark, finansal koşulların henüz
yeterince gevşemediğini gösteriyor.
Enflasyon düşüyor ama fiyat baskısı devam ediyor
Eylül ayında tüketici enflasyonu aylık yüzde 1,84 artarken yıllık enflasyon yüzde 29,73'e geriledi. B
endeksi yüzde 29, C endeksi ise yüzde 28,70 seviyesinde gerçekleşti. Bu göstergeler enflasyonun ana
eğiliminde gerilemeye işaret ediyor.
Bununla birlikte enerji fiyatları önemli bir risk oluşturuyor. Eylül ayında enerji fiyatlarının yüzde 6,25
artması, küresel petrol piyasalarındaki gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkisini açıkça ortaya
koyuyor. Özellikle akaryakıt, tüp gaz ve katı yakıt fiyatlarındaki yükseliş, üretimden ulaştırmaya kadar
geniş bir alanda maliyetleri artırıyor.
Gıda fiyatlarında taze meyve ve sebze kaynaklı gerileme görülürken hizmet fiyatlarında da yavaşlama
işaretleri bulunuyor. Ancak eğitim, ulaştırma ve dayanıklı tüketim mallarındaki fiyat hareketleri,
enflasyonla mücadelenin henüz tamamlanmadığını gösteriyor.
Beklentilerdeki farklılık dikkat çekiyor
Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,6 düzeyinde
kaldı. 2027 beklentisi ise yüzde 23,3'e yükseldi. On iki ay sonrasına ilişkin piyasa beklentisi yüzde 23,9
olurken hane halkının enflasyon beklentisinin yüzde 45,6 seviyesinde bulunması dikkat çekiyor.
Bu farklılık, ekonomik politikaların toplumun fiyat algısını henüz yeterince değiştiremediğini
gösteriyor. Vatandaş açısından enflasyon, istatistiksel bir oran olmanın ötesinde, her gün karşılaşılan
market, kira, ulaşım ve fatura giderleridir. Dolayısıyla fiyat istikrarının sağlanması, yalnızca ekonomik
göstergelerin düzelmesi değil, vatandaşın satın alma gücünün yeniden kazanılması anlamına
gelmelidir.
Kredi maliyetleri ve işletmelerin finansman sorunu
PPK özetinde kredi piyasasına ilişkin veriler de önemli. 16 Ekim haftasında TL mevduat faizi yüzde
42,9, ticari kredi faizi yüzde 41,9, ihtiyaç kredisi faizi yüzde 61,5 ve konut kredisi faizi yüzde 41,5
seviyesinde gerçekleşti.
 
Bu rakamlar, politika faizindeki bir puanlık indirimin kredi kullananlara hemen yansımadığını ortaya
koyuyor. Özellikle ihtiyaç kredilerindeki yüksek maliyet, dar ve sabit gelirli vatandaşların borçlanma
imkânlarını sınırlıyor. İşletmeler açısından ise yüksek finansman giderleri yatırım, üretim ve istihdam
kararlarını zorlaştırıyor.
KOBİ kredilerinin sekiz haftalık büyüme sınırının yüzde 4,5'ten yüzde 5'e yükseltilmesi, üretim ve ticari
faaliyetlerin desteklenmesi bakımından olumlu bir gelişmedir.
Rezervler ve küresel riskler
Merkez Bankası brüt rezervleri 16 Ekim itibarıyla 169,1 milyar dolara geriledi. 11 Eylül'den bu yana
yaşanan 9,6 milyar dolarlık azalış ve Türkiye'nin beş yıllık CDS priminin 251 baz puana yükselmesi
yakından izlenmesi gereken gelişmelerdir.
Jeopolitik belirsizlikler, enerji fiyatlarındaki oynaklık, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetleri de Türkiye
ekonomisinin karşı karşıya olduğu dış riskleri artırıyor.
Sonuç: Kalıcı başarı güvenle gelecek
Benim değerlendirmeme göre TCMB'nin PPK özeti, ekonomide kontrollü bir normalleşme arayışının
sürdüğünü gösteriyor. Ancak faiz indirimlerinin kalıcı başarıya dönüşebilmesi için enflasyonun
düşmesi, beklentilerin iyileşmesi, rezervlerin güçlenmesi ve kredi maliyetlerinin makul seviyelere
gerilemesi gerekiyor.
Para politikası tek başına bütün sorunları çözemez. Mali disiplin, üretim odaklı büyüme, verimlilik
artışı, tasarrufların teşvik edilmesi ve yapısal reformlar bu sürecin tamamlayıcı unsurlarıdır.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisinin ihtiyacı yalnızca düşük faiz değil, öngörülebilirlik ve güvendir.
Vatandaşın alım gücünü koruyan, işletmelerin yatırım yapmasını sağlayan ve tasarruf sahibine güven
veren bir ekonomik yapı oluşturulmadan kalıcı refah artışından söz etmek mümkün değildir. Merkez
Bankasının önündeki asıl sınav da faizleri indirmekten çok, fiyat istikrarını kalıcı hale getirmektir.
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı