Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Fon Krizinde Cevdet Yılmaz’ın Mesajı

Paylaş:
N
Sermaye piyasalarında son haftaların en önemli gündem maddelerinden biri haline gelen fon krizinde
gözler artık yalnızca tasfiye sürecine değil, bundan sonra atılacak adımlara çevrilmiş durumda.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda
yaptığı açıklamalar ise krizin boyutu ve devletin yaklaşımı açısından önemli mesajlar içeriyor.
Sayın Yılmaz, tasfiye halindeki 131 fonun toplam fonların yüzde 4,6’sını, portföy değerinin ise yüzde
7,7’sini oluşturduğunu belirterek sorunun sınırlı bir alanda yaşandığını ifade etti. Daha da önemlisi,
finans piyasalarında sistemik bir risk bulunmadığını ve sermaye piyasalarının genel yapısının sağlam
olduğunu vurguladı.
Burada benim dikkat çekmek istediğim temel nokta şudur: Bir finansal piyasada kriz yalnızca
rakamlarla ölçülmez. Asıl mesele güvenin korunmasıdır.
Çünkü yatırım fonlarına para yatıran vatandaş açısından konu sadece getiriden ibaret değildir.
İnsanlar birikimlerini belirli kurallara, denetime ve piyasa mekanizmasına güvenerek bu araçlara
yönlendiriyor. Dolayısıyla ortaya çıkan sorun, doğrudan veya dolaylı olarak bütün sermaye piyasasının
itibarını etkileyebiliyor.
Sayın Yılmaz’ın açıklamasındaki en kritik başlıklardan biri ise Hazine kaynağı konusudur. Yılmaz, bu
süreçte oluşan özel zararlar için Hazine kaynağının kullanılmayacağını, tasfiye sürecinde öncelikle
fonların kendi kaynaklarının değerlendirileceğini açıkladı. Ayrıca fon piyasalarında, özellikle yüksek
riskli serbest fonlar açısından bankacılık sistemindeki devlet garantisinin bulunmadığını ifade etti.
Bu yaklaşımın iki farklı tarafı var.
Birinci taraf, kamu maliyesinin korunmasıdır. Özel yatırım kararlarından kaynaklanan zararların
doğrudan kamu bütçesine aktarılması, uzun vadede ciddi bir emsal problemi oluşturabilir. Çünkü
yatırımcının kazanç beklentisi özelken zararın kamu tarafından karşılanması, piyasa ekonomisinin
temel prensipleriyle bağdaşmayacak bir sonuç doğurabilir.
İkinci taraf ise yatırımcıların mağduriyetidir. Burada devletin görevi, zararların tamamını bütçeden
karşılamak değil; hukuki süreçlerin hızlı işletilmesini, varsa haksız kazançların geri alınmasını, fon
varlıklarının doğru şekilde tasfiye edilmesini ve yatırımcı haklarının mümkün olan en yüksek ölçüde
korunmasını sağlamaktır.
Nitekim süreçte TMSF bünyesinde sorunlu fonlarla ilgili özel hesaplar açıldığı, adli süreçlerin devam
ettiği ve kurumlar arasında koordinasyon sağlandığı daha önce açıklanmıştı.
Bence önümüzdeki dönemin en önemli konusu da tam olarak burasıdır.
Yatırımcı, “Param ne olacak?” sorusunun cevabını bekliyor. Piyasa ise “Bundan sonra aynı olayların
tekrarlanmasını önleyecek mekanizma kurulacak mı?” sorusunu soruyor.
Dolayısıyla yalnızca tasfiye yapmak yeterli olmayacaktır. Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi,
risklerin daha erken tespit edilmesi, fonların değerleme süreçlerinin daha şeffaf hale getirilmesi ve
yatırımcıların risk konusunda daha açık biçimde bilgilendirilmesi gerekiyor.
Çünkü sermaye piyasalarının büyümesi için sadece yeni yatırımcı kazanmak yetmez. Mevcut
yatırımcının güvenini korumak daha da önemlidir.
Son dönemde Türkiye’de vatandaşların finansal araçlara ilgisinin arttığını görüyoruz. Mevduat,
yatırım fonları, hisse senetleri, altın ve diğer sermaye piyasası araçları artık çok daha geniş bir kesimin
 
gündeminde. Bu gelişme finansal okuryazarlık açısından olumlu olmakla birlikte, yatırımcının aldığı
riskin ne olduğunu bilmesini de zorunlu hale getiriyor.
Burada yatırımcıya da önemli bir görev düşüyor. Yüksek getiri vaadi, beraberinde yüksek risk
taşıyabilir. Bir yatırım aracına yalnızca geçmişte çok kazandırdığı için yönelmek doğru değildir. Fonun
portföy yapısı, risk düzeyi, likiditesi, yönetim şekli ve yatırım stratejisi mutlaka incelenmelidir.
Sayın Yılmaz’ın “finans piyasalarımızda sistemik risk söz konusu değildir” açıklaması bu açıdan önemli
bir çerçeve çiziyor. Ancak piyasa güveninin yeniden güçlenmesi için açıklamanın yanında şeffaf ve
öngörülebilir uygulamalar da gerekiyor.
Benim kanaatim, bu olayın sermaye piyasaları açısından yalnızca bir kriz olarak değil, aynı zamanda
bir reform fırsatı olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.
Yanlış yapan kim olursa olsun hukuk içinde hesap vermeli; mağdur olan yatırımcının hakları mümkün
olan en güçlü şekilde korunmalı; ancak bütün sermaye piyasasının aynı kefeye konulmasının da
önüne geçilmelidir.
Çünkü Türkiye’nin daha fazla tasarrufa, daha fazla yatırıma ve daha güçlü sermaye piyasalarına
ihtiyacı var.
Asıl hedef, bugünkü sorunu çözmekle birlikte yarının yatırımcısına daha güvenli, daha şeffaf ve daha
öngörülebilir bir piyasa bırakmak olmalıdır.
Fon krizinden çıkarılacak en önemli ders de budur: Finans piyasalarında para kadar önemli olan bir
başka değer vardır; o da güvendir. Güven kaybedildiğinde piyasayı yeniden büyütmek zorlaşır,
güven güçlendirildiğinde ise sermaye piyasalarının ekonomiye katkısı çok daha büyük hale gelir.
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı