Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

HEDEF YORGUNLUĞU

Paylaş:
N
Son yıllarda sık sık duymaya başladığımız ama adını koymakta geciktiğimiz bir hal var: “hedef
yorgunluğu”. Ne tam bir fiziksel yorgunluk ne de sadece moral bozukluğu… Daha çok insanın
sürekli bir şeyleri başarmaya çalışırken, bir noktadan sonra artık neyi neden istediğini
karıştırması, hatta bazen hiçbir şey istemez hale gelmesi.
Eskiden hayat daha basitti denir ya, belki de o yüzden. Bir meslek edin, bir iş bul, ev kur,
düzenini kur… Çizgi kabaca belliydi. Bugün ise o çizgi çoğaldı, dallandı, budaklandı. Başarı
artık tek bir kapıdan girilen bir şey değil; yüzlerce küçük kapının aynı anda açık olduğu, ama
hangisinden girilirse girilsin başka bir kapının daha göründüğü bir labirent gibi.
İnsan da bu labirentin içinde sürekli koşuyor.
HER ŞEYİN HEDEF OLMASI
Eskiden hedef dediğimiz şey daha netti. Okulu bitirmek, işe girmek, ev almak gibi. Şimdi ise
neredeyse her şey bir hedef haline geldi. Daha iyi görünmek, daha fit olmak, daha çok para
kazanmak, daha çok seyahat etmek, daha çok “başarmak” …
Hatta dinlenmek bile hedef oldu: “Verimli dinlenmek”, “kaliteli uyku”, “maksimum enerjiyle
uyanmak” gibi cümleler hayatımıza girdi.
Böyle olunca insanın zihni hiç boş kalmıyor. Sürekli yapılacaklar listesi, sürekli yetişilecek
işler, sürekli karşılaştırmalar… Sosyal medya da bu işin tuzu biberi. Başkalarının hayatı,
başarıları, tatilleri, kariyer adımları derken insan kendi hayatını bir anda “geride kalmış” gibi
görmeye başlıyor.
İşte hedef yorgunluğu tam burada başlıyor.
KOŞARKEN NEFESİNİN KESİLMESİ GİBİ
Hedef yorgunluğu aslında çok tanıdık bir his: Koşuyorsun ama nereye koştuğunu bir an
unutuyorsun. Hatta bazen durup “ben ne yapıyorum?” diye soruyorsun ama cevap net değil.
Bu durum genelde başarısız insanlarda değil, tam tersine sürekli “başaran” insanlarda daha
sık görülüyor. Çünkü her hedef tamamlandığında yerine yenisi konuyor. Diploma alınıyor,
yeni bir hedef başlıyor. İş bulunuyor, daha iyi bir iş hedefleniyor. Para kazanılıyor, daha
fazlası hedefleniyor.
Bir süre sonra başarı, tatmin değil sadece bir “ara durak” haline geliyor.
İnsan da o ara duraklarda dinlenmek yerine hemen bir sonraki otobüse biniyor.
İÇTEN GELEN DEĞİL, DIŞTAN DAYATILAN HEDEFLER
Hedef yorgunluğunun en önemli sebeplerinden biri de şu: Hedeflerin bir kısmı artık bize ait
değil.
 
Yani gerçekten “ben bunu istiyorum” dediğimiz için değil, “bunu yapmalıyım” dediğimiz için
hedef koyuyoruz. Aile beklentisi, toplum baskısı, ekonomik şartlar, sosyal medya
karşılaştırmaları… Hepsi birer görünmez yönlendirme.
Mesela bir genç, gerçekten doktor olmak istediği için mi o yolda ilerliyor, yoksa “en iyi
mesleklerden biri” denildiği için mi? Bir çalışan, gerçekten o kariyer basamaklarını istediği için
mi tırmanıyor, yoksa “geride kalmamak” için mi?
Bu ayrım bulanıklaştığında, hedefler insanı motive etmek yerine tüketmeye başlıyor.
BAŞARININ TADI NEDEN KAÇIYOR?
Birçok insan şunu söylüyor: “Eskiden bir şeyi başarınca mutlu oluyordum, şimdi sadece kısa
bir rahatlama oluyor, sonra yine boşluk.”
İşte hedef yorgunluğunun en net işareti bu.
Çünkü beyin sürekli yeni hedefe programlanmış durumda. Bir şeyi elde ediyorsun ama daha
“kutlamaya fırsat kalmadan” yeni bir eksik listesi açılıyor. Bu da başarıyı kalıcı bir tatmin
olmaktan çıkarıp geçici bir mola haline getiriyor.
Sonuçta insan şunu fark ediyor: Hep bir şeyler yapıyorum ama içimdeki eksiklik hissi gitmiyor.
DİNLENMEK BİLE SUÇ GİBİ HİSSETTİRİYOR
Hedef yorgunluğu yaşayan insanların en sık söylediği şeylerden biri de şu: “Boş kalınca
suçluluk hissediyorum.”
Çünkü sistem sürekli üretmeyi, ilerlemeyi, gelişmeyi öğütlüyor. Durmak neredeyse gerilemek
gibi algılanıyor. Oysa insan zihni de beden gibi dinlenmeye ihtiyaç duyuyor.
Ama hedef yorgunluğu olan kişi dinlense bile zihni dinlenmiyor. Tatilde bile “dönünce ne
yapacağım”, “şunu da yetiştirmem lazım” düşünceleri peşini bırakmıyor.
NE YAPMALI?
Bu noktada çözüm, hedefleri tamamen bırakmak değil elbette. Hayat hedef olmadan da
yürümüyor. Ama mesele, hedefin insanı mı taşıdığı yoksa insanın mı hedefi taşıdığı
sorusunda düğümleniyor.
Bazen şu soruyu sormak gerekiyor:
“Ben bunu gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece istemem gerektiğini mi düşünüyorum?”
Bu soru basit gibi görünür ama çok şeyi değiştirir.
Bir diğer önemli nokta da küçük duraklar koymak. Sürekli büyük hedeflere koşmak yerine,
insanın kendine “tamam, buraya kadar yeter” diyebildiği alanlar yaratması gerekiyor. Çünkü
sürekli ileri gitmek, bir süre sonra yön duygusunu zayıflatıyor.
 
Ve belki de en önemlisi: Her şeyi hedef haline getirmemek. Hayatın içinde sadece yaşamak
için yapılan şeylere de yer bırakmak… Bir kahveyi sadece içmek için içmek, bir yürüyüşü
sadece yürümek için yapmak gibi.
SON SÖZ
Hedef yorgunluğu aslında çağımızın sessiz hastalığı gibi. Kimse yüksek sesle “yoruldum”
demiyor ama birçok insan içten içe aynı duyguyu taşıyor: “Sürekli bir şeyler yapıyorum ama
neden yaptığımı bazen unutuyorum.”
Belki de çözüm daha hızlı koşmak değil, ara sıra durup etrafa bakmakta gizli. Çünkü insan
sadece hedeflere varmak için değil, yolda olmak için de yaşar.
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı