Dünyanın büyük şehirleri artık yalnızca nüfusları, tarihi, turizmi ya da ekonomik büyüklükleriyle
değerlendirilmiyor. Bir kentin geleceği; ekonomisinin gücü, yetişmiş insan kaynağı, yaşam kalitesi,
çevresel dayanıklılığı ve yönetim kapasitesiyle birlikte ele alınıyor. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’un
2026 yılında ortaya koyduğu performans, üzerinde özellikle durulması gereken bir gelişmedir.
Oxford Economics tarafından hazırlanan 2026 Küresel Şehirler Endeksi'nde İstanbul 75,5 puanla
dünyanın 64. şehri oldu. Daha da önemlisi, İstanbul geçen yıla göre tam 42 basamak birden yükseldi.
Bu sıçrama, İstanbul’un küresel şehirler arasındaki konumunun yeniden güçlendiğini gösteren önemli
bir veri olarak karşımıza çıkıyor.
Ancak burada yalnızca “64. olduk” diyerek geçmemek gerekiyor. Asıl mesele İstanbul’un hangi
alanlarda güçlü, hangi alanlarda zayıf olduğuna bakmak.
Endekste İstanbul’un en dikkat çekici başarısı beşerî sermaye alanında ortaya çıkıyor. İstanbul bu
kategoride 80,4 puanla dünya genelinde 11. sırada bulunuyor. Yani eğitimli, yetenekli ve çalışma
hayatında ihtiyaç duyulan insan kaynağı bakımından İstanbul oldukça güçlü bir konumda. Bu sonuç,
kentin üniversiteleri, genç nüfusu, hizmet sektörü, finans, teknoloji, turizm, lojistik ve girişimcilik
kapasitesiyle birlikte düşünüldüğünde daha anlamlı hale geliyor.
Bana göre İstanbul’un geleceği açısından en önemli avantajlardan biri de zaten burada yatıyor.
Çünkü günümüzde sermaye kadar insan kaynağı da önemlidir. Bir şehir ne kadar büyük fabrikalara
sahip olursa olsun, nitelikli iş gücünü kendisine çekemiyorsa uzun vadede rekabet gücünü koruması
zorlaşıyor. İstanbul ise bu konuda önemli bir avantaja sahip.
Ekonomi kategorisinde İstanbul 66 puanla 69. sırada bulunuyor. Bu da kentin ekonomik ağırlığının
küresel ölçekte dikkate değer olduğunu gösteriyor. Finans, ticaret, turizm, lojistik, hizmetler ve
girişimcilik İstanbul ekonomisinin temel taşı olmaya devam ediyor.
Üstelik İstanbul’un coğrafi konumu da ekonomik değerini artırıyor. Avrupa ile Asya arasında köprü
konumunda bulunması, Karadeniz, Akdeniz ve Orta Doğu pazarlarına erişim açısından önemli
avantajlar sağlıyor. Küresel ticaret yollarındaki değişim, tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması ve
şirketlerin üretim merkezlerini çeşitlendirme arayışları İstanbul için yeni fırsatlar yaratabilir.
Fakat madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekiyor.
İstanbul’un yaşam kalitesi kategorisindeki sıralaması 180. Bu sonuç, ekonomik büyüklük ile kentte
yaşamanın kolaylığının aynı şey olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. İstanbul güçlü bir ekonomi ve
insan kaynağına sahip olmasına rağmen yaşam kalitesi konusunda aynı başarıyı gösteremiyor.
Burada konut fiyatlarından ulaşım sorununa, trafik yoğunluğundan çevresel baskılara kadar birçok
başlık gündeme geliyor.
Özellikle konut konusu artık sadece sosyal bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik rekabet
meselesidir. Bir şehirde çalışan insanların barınma maliyeti yükseldikçe iş gücü üzerindeki baskı da
artıyor. Şirketler açısından ise nitelikli çalışanı kentte tutmanın maliyeti yükseliyor.
Bu nedenle İstanbul’un küresel şehirler liginde daha üst sıralara çıkması için sadece ekonomik
büyüme yeterli olmayacaktır.
Çevre kategorisinde İstanbul’un 65,5 puanla 480. sırada bulunması da üzerinde düşünülmesi gereken
başka bir başlık. İstanbul gibi nüfusu ve ekonomik hareketliliği çok yüksek bir metropol için hava
kalitesi, yeşil alanlar, enerji verimliliği, su kaynaklarının korunması, atık yönetimi ve iklim değişikliğine
karşı dayanıklılık artık ertelenebilecek konular değildir.
Yönetişim kategorisindeki 50,4 puanlık sonuç ise İstanbul’un en düşük performans gösterdiği alan
olarak dikkat çekiyor. Kentlerin küresel rekabetinde yönetim kapasitesi giderek daha fazla önem
kazanıyor. Çünkü yatırımcı açısından yalnızca pazarın büyüklüğü değil, öngörülebilirlik, kurumsal
kapasite, kamu hizmetlerinin etkinliği ve karar alma süreçlerinin güvenilirliği de önem taşıyor.
İstanbul’un 42 basamaklık yükselişini bu nedenle bir sonuçtan çok bir fırsat olarak görmek gerektiğini
düşünüyorum.
Dünyada şehirler arasında ciddi bir rekabet yaşanıyor. Londra, Paris, New York, Tokyo gibi küresel
merkezlerin yanında Varşova, Kuala Lumpur, Shenzhen ve başka yükselen şehirler de hızla öne
çıkıyor. Oxford Economics’in verileri özellikle Asya kentlerinin önümüzdeki dönemde küresel
ekonomik büyümeden daha fazla pay alacağını gösteriyor.
Avrupa ve Kuzey Amerika şehirleri halen endeksin üst sıralarında ağırlığını koruyor. Ancak ekonomik
ağırlık doğuya doğru kayıyor. Çin ve Hindistan şehirlerinin önümüzdeki yıllarda küresel şehir
ekonomilerindeki payının artması bekleniyor.
Bu tablo İstanbul açısından hem fırsat hem de uyarıdır.
Fırsattır; çünkü İstanbul Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumundan daha fazla yararlanabilir.
Uyarıdır; çünkü rakip şehirler de boş durmuyor.
Ben İstanbul’un bundan sonraki hedefinin yalnızca sıralamada yükselmek olmaması gerektiğini
düşünüyorum. Asıl hedef, ekonomik gücü yaşam kalitesine dönüştürmek olmalıdır.
İstanbul daha yaşanabilir, daha çevreci, daha ulaşılabilir ve daha öngörülebilir bir şehir haline geldiği
ölçüde küresel şehirler liginde kalıcı biçimde yukarı çıkacaktır.
Kısacası İstanbul’un 64. sıraya yükselmesi önemli bir başarı göstergesidir. Fakat daha önemlisi, bu
sıralamanın bize İstanbul’un güçlü ve zayıf taraflarını birlikte göstermesidir.
İstanbul’un güçlü tarafı insanı ve ekonomisidir. Önümüzdeki dönemin asıl meselesi ise bu gücü yaşam
kalitesine, çevresel dayanıklılığa ve etkin kent yönetimine dönüştürmektir.
Çünkü artık şehirler sadece gökdelenleriyle değil, insanlarına sundukları hayatın kalitesiyle yarışıyor.
İstanbul’un küresel şehirler yarışındaki geleceğini belirleyecek olan da tam olarak budur.
Kaynak: Euronews