Türkiye sermaye piyasalarının son yıllardaki en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıyayız. Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon soruşturması büyürken, kamuoyunun dikkatini çeken başlıklardan biri de “gizemli 12 kişi” oldu. Ancak burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Son günlerde açıklanan 12 kişilik liste ile Tera Portföy’ün TLY kodlu fonunda kapalı dönem yatırımcısı olduğu ileri sürülen 12 kişinin aynı grup olduğu henüz ortaya konulmuş değil. Tam tersine, bu iki konunun birbirine karıştırılması kamuoyunda yeni soru işaretleri yaratıyor.
Öncelikle tabloyu doğru okumamız gerekiyor. Soruşturma kapsamında Pusula Holding’in kapalı fon sisteminde işlem yaptığı belirlenen 12 kişi tespit edildi. Bunlardan Fatmagül Lafçı, Necmettin Enes Töbü, Engin Geylan, Niyazi Derindağ, Hacı Bayram Adıyaman ve Yunus Caf gözaltına alındı. Selay Turhan İnce hakkında da gözaltı kararı bulunduğu ve kendisinin arandığı bildirildi. Diğer isimlerin ise soruşturmanın önceki aşamalarında adli işlem gördüğü aktarıldı.
Fakat kamuoyunun asıl merak ettiği ikinci bir “12 kişi” meselesi var.
Tera Portföy'ün TLY kodlu fonunun TEFAS üzerinden geniş yatırımcı kitlesine açılmasından önceki dönemde, fonda 12 kişinin bulunduğu ve bu yatırımcıların fonun çok yüksek değer artışı yaşadığı dönemde sistemin içinde olduğu çeşitli haber ve yorumlarda gündeme getirildi. Bu iddialar üzerine özellikle bu kişilerin kim oldukları, fona hangi koşullarda girdikleri ve yatırımlarının daha sonra ne hale geldiği soruları soruluyor.
Burada benim açımdan en önemli konu, isimlerden çok sistemin nasıl çalıştığının ortaya çıkarılmasıdır.
Çünkü bir yatırım fonunun değeri olağanüstü ölçüde yükseliyorsa yatırımcının doğal olarak şu soruları sorması gerekir: Bu değer artışının arkasında hangi varlıklar vardı? Portföyde hangi hisseler bulunuyordu? Bu hisselerin piyasa değerleri ile fonun hesaplanan değeri arasında nasıl bir ilişki vardı? Fonun likiditesi yeterli miydi? Fon büyürken yeni yatırımcılardan gelen para nasıl kullanıldı?
İşte soruşturmanın aydınlatması gereken temel meseleler bunlardır.
Tera Portföy'ün TLY fonu hakkında yayımlanan çeşitli haberlerde, fonun 2021 sonunda 13 yatırımcısı bulunduğu, daha sonraki dönemde yatırımcı sayısının hızla arttığı ve 2025 yılında TEFAS üzerinden daha geniş yatırımcı kitlesine açıldığı aktarılıyor. Aynı haberlerde, ilk yatırımcıların paylarının zaman içerisinde çok yüksek değerlere ulaştığı yönünde hesaplamalar da yer alıyor. Ancak bu hesaplamalar, tek başına herhangi bir kişinin hukuki sorumluluğunu kanıtlamaz. Bunun belirlenmesi ancak resmi soruşturma ve yargı süreçleriyle mümkün olabilir.
Bence burada en kritik konu şeffaflıktır.
Yatırımcıların kafasında “Fon ne zaman kuruldu?”, “İlk yatırımcılar kimlerdi?”, “Fon hangi tarihte TEFAS'a açıldı?”, “Fonun fiyatı nasıl oluştu?”, “Hangi tarihlerde ne kadar para girişi ve çıkışı gerçekleşti?” gibi sorular bulunuyor.
Bu soruların tamamına belgeler üzerinden cevap verilmesi gerekiyor.
Çünkü sermaye piyasalarında güven yalnızca paranın geri ödenmesiyle yeniden oluşturulamaz. Yatırımcı aynı zamanda sistemin nasıl çalıştığını, denetimin nerede yapıldığını ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için hangi önlemlerin alındığını bilmek ister.
Fon krizinin boyutu da meselenin önemini artırıyor. SPK, yedi portföy yönetim şirketine ait TEFAS'ta işlem gören fonların alım ve satımını durdurmuş ve toplam 130 fonun tasfiyesine ilişkin karar almıştı. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında tutuklu sayısının da yükseldiği açıklandı.
Dolayısıyla “12 kişi” başlığı üzerinden yalnızca isimlere odaklanmak yerine, bütün zincirin ortaya çıkarılması gerekiyor.
Kim ne zaman yatırım yaptı?
Fon hangi aşamada büyüdü?
Değer artışının ekonomik gerekçesi neydi?
Kimler hangi tarihlerde para çekti?
Fonun varlıkları gerçekten ne kadardı?
Ve en önemlisi, yatırımcıların gördüğü fon değeri ile gerçek ekonomik değer arasında bir farklılık oluştuysa bunun nedeni neydi?
Bunların cevabı verilmeden kriz tam anlamıyla anlaşılmış olmayacak.
Benim düşünceme göre bu olay Türkiye'de finansal okuryazarlık açısından da önemli bir ders taşıyor. Yüksek getiri ihtimali her zaman yüksek risk ihtimalini de beraberinde getirir. Bir yatırım aracının geçmişte çok yüksek kazandırmış olması, gelecekte aynı performansı göstereceği anlamına gelmez. Özellikle yatırımcıların fonun içeriğini, risklerini, likiditesini, yönetim ücretlerini ve portföy dağılımını incelemesi büyük önem taşıyor.
Bugün artık mesele sadece “gizemli 12 kişi kim?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Bu sistem nasıl oluştu, nasıl büyüdü, nasıl denetlendi ve neden bu noktaya gelindi?
Eğer soruşturma bu sorulara açık, belgeli ve hukuki çerçevede cevap verebilirse, yalnızca mevcut mağduriyetlerin aydınlatılmasına değil, gelecekte benzer krizlerin önlenmesine de katkı sağlayacaktır.
Çünkü sermaye piyasalarının temel sermayesi paradır ama onu ayakta tutan şey güvendir. Güven kaybedildiğinde sadece bir fon değil, bütün piyasa zarar görür. Bu nedenle şimdi yapılması gereken, söylentiler üzerinden yeni isimler üretmek değil; bütün işlemleri tarih tarih, para hareketlerini belge belge ve sorumlulukları kişi kişi ortaya koymaktır.