Ekonomide bazı göstergeler vardır ki yalnızca bugünün maliyetlerini değil, yarının fiyatlarını, ihracatın
rekabet gücünü ve işletmelerin ayakta kalma kapasitesini de anlatır. Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi
(YD-ÜFE) bunların başında geliyor. Çünkü bu endeks, yurt dışına satılan sanayi ürünlerinin üretici
fiyatlarındaki değişimi gösterirken Türkiye'nin dış pazarlardaki fiyat konumuna ilişkin de önemli
ipuçları veriyor. Eylül 2026 verileri ise maliyet baskısının henüz gündemden düşmediğini, özellikle
enerji fiyatlarının dikkatle izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre YD-ÜFE, Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 2,82, geçen
yılın aynı ayına göre yüzde 33,64 arttı. Yılın başından bu yana artış yüzde 28,69 olurken on iki aylık
ortalamalara göre yükseliş yüzde 32,82 olarak gerçekleşti. Bu rakamları yalnızca istatistik olarak
görmek, ekonominin gerçeklerini eksik okumak anlamına gelir. Asıl mesele, üretici fiyatlarındaki bu
artışın işletmelerin maliyetlerine, ihracat fiyatlarına ve nihayetinde Türkiye'nin rekabet gücüne nasıl
yansıyacağıdır.
Geçmiş yıllarla karşılaştırma da önemli. Eylül 2025'te yıllık YD-ÜFE artışı yüzde 27,71 düzeyindeydi.
Eylül 2024'te ise yüzde 32,35 olarak kaydedilmişti. Buna göre yıllık artış, geçen yılın aynı dönemine
kıyasla hızlanmış durumda. Üretici fiyatlarındaki baskının yeniden güç kazanması, maliyetlerin kalıcı
biçimde gerileyip gerilemediği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Enerjide yüzde 130'u aşan artış
Verilerin en dikkat çekici bölümü, ana sanayi gruplarındaki değişimlerde ortaya çıkıyor. Eylül ayında
enerji fiyatları yıllık yüzde 130,31 arttı. Aynı dönemde ara mallarındaki artış yüzde 32,87, dayanıklı
tüketim mallarında yüzde 28,97, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 29,82, sermaye mallarında ise
yüzde 20,66 oldu.
Enerjideki yüzde 130,31'lik artış, diğer kalemlerden belirgin biçimde ayrılıyor. Enerji, sanayinin hemen
her alanında üretim maliyetlerini etkileyen temel girdilerden biridir. Elektrik, doğal gaz, akaryakıt ve
diğer enerji kaynaklarındaki fiyat hareketleri yalnızca enerji sektörünü değil, makineden kimyaya,
metalden tekstile kadar geniş bir üretim zincirini ilgilendirir. Bu nedenle enerji maliyetlerindeki sert
yükselişin diğer sektörlere yansıma ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Üstelik mesele yalnızca bugünkü üretim giderleri değildir. Enerji maliyetleri yüksek kaldığında
işletmelerin fiyat belirleme davranışları değişebilir, yeni yatırım kararları ertelenebilir ve ihracatçı
firmaların kâr marjları daralabilir. Türkiye'nin dış pazarlarda fiyat avantajını koruyabilmesi için enerji
maliyetlerinin yönetilebilir seviyelere çekilmesi büyük önem taşıyor.
Madencilikte artış imalatın üzerinde
Sektörel verilere baktığımızda madencilik ve taş ocakçılığında yıllık fiyat artışının yüzde 44,35'e
ulaştığını, imalat ürünlerinde ise yüzde 33,45 olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Aylık bazda madencilik
ve taş ocakçılığı yüzde 3,15, imalat sanayisi yüzde 2,81 arttı.
İmalat sanayisindeki fiyat hareketleri özellikle dikkatle izlenmeli. Çünkü Türkiye'nin ihracat gelirlerinin
önemli bir bölümü sanayi ürünlerinden oluşuyor. Üretici fiyatlarındaki yükseliş, dış pazarlarda satış
fiyatlarını artırma ihtiyacı doğurabilir. Ancak uluslararası rekabetin yoğun olduğu sektörlerde maliyet
artışlarının tamamını alıcılara yansıtmak her zaman mümkün değildir. İşletme maliyetleri yükselirken
satış fiyatları aynı ölçüde artırılamıyorsa bunun karşılığı daha düşük kârlılık, daha sınırlı yatırım ve
zamanla istihdam üzerinde baskı olabilir.
Aylık verilerde enerji yine öne çıkıyor
Eylül ayının aylık değişimleri de maliyet baskısının devam ettiğini gösteriyor. Enerji fiyatları yalnızca
bir ayda yüzde 15,45 yükseldi. Buna karşılık ara mallarında artış yüzde 2,21, dayanıksız tüketim
mallarında yüzde 1,55, sermaye mallarında yüzde 1,32, dayanıklı tüketim mallarında ise yüzde 0,35
düzeyinde kaldı.
Enerjideki aylık artışın diğer gruplardan bu kadar ayrışması, önümüzdeki döneme ilişkin maliyet
hesaplamalarını zorlaştırıyor. Özellikle enerji yoğun çalışan işletmelerin bütçelerini, satış fiyatlarını ve
nakit akışlarını yeniden değerlendirmesi gerekebilir. Küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından bu
baskı daha da belirgin hissedilebilir; çünkü bu işletmelerin artan maliyetleri karşılayacak finansman
imkânları büyük firmalara göre daha sınırlı olabilir.
Türkiye için asıl mesele rekabet gücü
YD-ÜFE verileri, dış pazarlara yönelik üretimde fiyat baskısının devam ettiğini ortaya koyuyor. Ancak
burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Üretici fiyatlarındaki artış, tek başına ihracat fiyatlarının
aynı oranda yükseldiği anlamına gelmez. Kur hareketleri, verimlilik, sözleşmeler ve uluslararası
rekabet koşulları nihai fiyatları farklılaştırabilir. Yine de maliyetlerdeki yükselişin uzun süre devam
etmesi, ihracatçıların hareket alanını daraltabilir.
Bu noktada yapılması gereken, maliyet artışlarını yalnızca fiyatlara yansıtmakla sınırlı kalmayan bir
üretim politikası izlemektir. Enerji verimliliği yatırımları, yenilenebilir enerji kullanımının artırılması,
yerli ara malı üretiminin desteklenmesi ve teknolojik dönüşümün hızlandırılması işletmelerin maliyet
dayanıklılığını güçlendirebilir. Finansmana erişimin kolaylaştırılması ve öngörülebilir ekonomi
politikaları da üreticilerin uzun vadeli kararlarını destekleyecektir.
Sonuç olarak Eylül 2026 YD-ÜFE verileri bize şunu söylüyor: Türkiye'nin ihracatta kalıcı başarı elde
etmesi, yalnızca daha fazla ürün satmasına değil, bu ürünleri hangi maliyetlerle ürettiğine de bağlıdır.
Enerji fiyatlarındaki sert artışın üretim zincirine yayılma riski, ekonomik yönetimin ve işletmelerin
öncelikli gündemlerinden biri olmalıdır. Çünkü dış pazarlarda rekabet etmek, yalnızca kaliteli mal
üretmekle bitmiyor; o malı sürdürülebilir maliyetlerle üretebilmek de gerekiyor. Türkiye'nin ihracatta
gerçek gücü, fiyat artışlarının hızında değil, üretimde verimliliği ve rekabet avantajını ne ölçüde
koruyabildiğinde yatıyor.